24 Aralık 2009

Gün tam ağırmamıştı ama kış ortası olduğu için ortalık yeterince aydınlıktı. Sokağa çıktı. Ayaklarında kalın kendi ördüğü çorapları vardı. İnce lastik ayakkabı ile yumuşak kara basarak ahıra doğru giderken soğuk iliklerine işlemişti ama umursamadı. Soğuk sabah mahmurluğunu atmıştı gelinin üzerinden. Kolundaki kova ahenkli ahenkli sallanıyordu. Ellerinin üşümemesi için avuçlarını birbirine geçirmişti adeta. Ağzından çıkan nefesin buharı hayatının sis perdesi gibi geçiyordu gözlerinin önünden. Ayağına kar dolmaması için küçük hızlı adımlarla sokakta ilerleyerek ahıra geldi. Bütün köyde kapılar kilitlenmezdi.
Bahçe kapısını açtı, Patates kuyusunun etrafından dolaşarak kapının önünde durdu. Etrafına bakındı tuzluk akşamki bıraktığı yerde duruyordu. El yordamıyla aldı. Kapıyı açınca kasvetli bir koku, gözleri yakan buhar çarptı gelinin yüzüne. Bin bir güçlükle nefes alarak giridi ahırdan içeriye. Her sabah olduğu gibi loş ışıkta küreği buldu. İneklerin altını temizlemek için yatan hayvanları kaldırdı. Akşamdan verilen samanı yemeyen ineğin hasta olduğunu anladı. Ahırın ortasında bulunan direğe dayalı olan küreği aldı. İri gübreleri topladı. Çalı süpürge ile temizliğin son aşamasını yaptı. Çalı süpürgeyi ahırın zeminine sürdükçe çıkan ses insanın ruhunu okşuyordu.
Temizlik tamamlandıktan sonra koluna takıp evden getirdiği kovaya inekleri sağmak için hazırlık yaptı. Hangi buzağının hangi ineğe ait olduğunu gözü kapalı bilirdi. En başta duran kısa boylu, geniş karınlı, uzun ve öne doğru eğri boynuzlu ve çatal memeli sarı ineğin buzağısını salıverdi. Buzağı öyle bir heyecanla annesini emmeye başladı ki ağzının şapırtısı çamur ve taşla yapılan ahırın duvarlarından dar sokaklara taşıyordu. Ağzının köpükleri yere damlayan buzağıyı kirli kabuklarının yarısı soyulmuş ardıç direkte asılı duran ipi ile direğe bağladı.
Buzağı annesine doğru o kadar asılıyordu ki boynu yay gibi bükülmüştü. Gelin kovanın içerisine ineğin memelerini belirli bir sıra içerisinde sağdı. Kovanın içerisine sağılan her süt damlacıkları ahenkli ahenksiz sesler çıkartıyor sesleri duyan buzağılar heyecanlanarak kendilerine ayrılan dar yerde telaşlı telaşlı sağa sola zıplıyorlardı. Ayaklarının altındaki taşlardan süvari takımını andıran sesler çıkıyordu. Gelin kapıyı açık bıraktı içerinin havası biraz değişti. Ahırın sıcaklığı düştü. Tavandaki sarkan örümcek ağları dışarıdan gelen soğuk havanın etkisi ile nemlenmiş ışık ile dansa başlamıştı bile.
Gelin damlalarda bin bir renk görüyordu gözü çarptıkça. Hasta ineğe su içirdi. Karnı şişmemişti. Eger karnı şişmiş olsaydı dışarıdan iki taş getirecek taşın birini altına koyduğu kulağın üzerine diğeri ile vurarak kulaktan birkaç damla kan akmasını sağlayacaktı. Kan alma denilen bu işlem hastalanan hayvanların iyileşmesini sağlıyordu. Ama yapmadı. Sütünü alarak ahırdan çıkarken soğuktan ineklerin tüylerinin dikildiğini gördü. Biraz komik buldu bu durumu gülümsedi. İlk iş tamamdı. Eve doğru giderken köylülerin malına ne kadar önem verdiğini düşündü. Kendisi açtı, çocukları açtı ama ahırdaki hayvanları doyurmuştu. Bu bir çıkar ilişkisi olamazdı. Belki minnet, belki saygı, belki sevgi idi.














Yorumlar
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.